ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım
ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım
Anasayfa Hakkımızda Hizmetlerimiz İletişim Teknik Donanım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım
ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım
 
Suyla İlgili Tehlikeler
Her yıl ülkemizin yüzlerce vatandaşı, yaz aylarında ve özellikle ailece suda boğularak kaybedilmektedir.
Suyla ilgili tehlikeleri
1.Yüzme ilgili kazalar
2.Dalış sorunları
3.Sel, kaza, ihmal veya intiharlar sonucu suya düşmelere bağlı boğulmalar olarak üç kategoride ele alabiliriz. Son saydığımız neden grubunun, özellikle ülkemiz için oldukça önemli bir yere sahip olduğu kanısındayım. Aynı grupta ülkemizde çok sık karşılaşılmamakla beraber tekneler, sportif su araçları ve tehlikeli sualtı canlılarının neden olduğu yaralanmalar da unutulmamalıdır.
Solunumla İlgili Temel Bilgiler

Suyla ilgili tehlikelerde ana tema boğulma olduğundan, öncelikle boğulma mekanizmasını anlamak gerekir. Bunun için dilerseniz kısa bir anatomi ve fizyoloji turuna çıkalım.

Solunum sistemimiz; göğüs kafesimiz içerisinde yerleşimli akciğerlerimiz,ağız ve burundan başlayıp alveol adını verdiğimiz, en uç hava keseciklerinde son bulan hava yolları,karın ve göğüs boşluğunu birbirinden ayıran diyafram adı verilen çizgili kasın en önemli rolü üstlendiği esas ve kaburgalar arasında bulunan yardımcı solunum kasları ile tüm bu sistemleri koordine eden ve beyin sapında bulunan solunum merkezinden ibarettir.

Gırtlak veya diğer adıyla larenksin üst bölümündeki boğaz,ağız ve burunu içeren kısım üst solunum yollarını; larenks, trakea olarak da bilinen ana soluk borusu, sağ ve sol ana bronşlar, bronşiyol olarak adlandırılan daha ince hava yolları ve alveol olarak bilinen, gaz değişiminin yapıldığı hava keseciklerinden ibaret kısmı ise alt solunum yollarını oluşturur. Her iki akciğerde toplam olarak ortalama 700 milyon alveol bulunur ki bu alveollerin toplam yüzeyi ile bir basketbol sahasının dörtte biri kaplanabilir. Soluk verme sırasında birbirlerine yaklaşan nemli alveollerin yapışmasını, iç yüzeylerinde bulunan ve sürfaktan adı verilen madde engeller. Göğüs boşluğunun dış ortamla teması sadece trakea ile sağlanır. Yani Akciğerin bulunduğu göğüs boşluğunda hava yoktur,vakum vardır.

Dakika solunum sayımız 12-15 arasında değişir;kalp atım sayımız ise bunun yaklaşık 5 katı kadar olup, dakikada 60-75 arasındadır. Normal olarak soluduğumuz havanın deniz seviyesindeki basıncı 760 mmHg (milimetre-civa) olup; %79’unu Azot gazı (NO2), %21’ini Oksijen gazı (02) ve %1’ini ise başta Kükürtdioksit (SO2) olmak üzere diğer eser miktardaki gazlar oluşturur.

Soluk alıp-verme eylemimiz kısmen istemlidir. Soluk alıp-verme eylemimizi kısa bir süre için durdurabilir, derinliğini ve hızını artırabilir veya azaltabiliriz. Tabii ki solunumunuzu sonsuza dek durduramazsınız. Yarı otomatik olarak çalışan bu sisteminin kontrolünü, beyin sapının oldukça korunaklı bir bölgesinde bulunan Solunum Merkezi yapar. Atardamar kanındaki karbondioksit düzeyi solunum merkezinin esas uyaranıdır; Karbondioksit düzeyinin çok az artışı bile solunum hızını artırırken, karbondioksit düzeyinin azalışı ise solunum hızını yavaşlatır. Bunun içindir ki kafa travmalı hastalara, gerekmedikçe çok yüksek düzeylerde Oksijen vermemek gerekir. Profesyonel dalgıçların, suya dalmadan önce sık sık soluk alıp vererek kan karbondioksit düşürüp solunum merkezini kısmen yanıltarak, enstrüman kullanmaksızın su altında uzun bir süre kalabilmeleri de, karbondioksitin solunum regülasyonundaki önemini gösteren bir başka örnektir. Solunum merkezinin solunum regülasyonunu her bir solunumda bile değiştirebildiğini ve bu regülasyonda atardamar kanındaki Oksijen düzeyinin de önemli bir etken olduğu unutulmamalıdır.

Vücudumuzun bütün hücreleri temel enerji kaynağı olan Glukozu, Oksijenle beraber yakarak, Enerji, Karbondioksit ve Su açığa çıkarırlar

Glukoz + Oksijen--- Enerji + Karbondioksit + Su


Yukarıdaki formülle ifade etmeye çalıştığımız döngüye Metabolizma veya kısaca Yaşam Formülü denilebilir. Yukarıdaki denklemin bozulması yaşamla bağdaşmaz. Metabolizma sonucu açığa çıkan Karbondioksitin, hızlıca vücuttan uzaklaştırılıp, enerji elde edebilmek için Oksijenin hızlıca dokulara taşınması gerekir. İşte kanın şekilli elemanlarının çoğunluğunu oluşturan, Kırmızı Küre veya Eritrosit olarak adlandırılan ve disk şekilli, iki tarafı da içbükey olan kan hücreleri üzerindeki hemoglobin, bu işlemler için biçilmiş kaftandır. Tabii ki hemoglobinin kanımıza ve bayrağımıza kırmızı rengini vermek dışındaki en önemli görevi budur. Hemoglobinin Kandaki Karbondioksit düzeyi artınca veya Oksijen düzeyi düşünce, solunum merkezimizden verilen direktifle diyafram kası ve göğüs kafesimizdeki diğer esas ve yardımcı solunum kasları kasılarak, göğüs kafesimizde yaklaşık –6 mmHg’lik negatif basınç oluşturur. İçerisindeki bronşlar ve damarlar hariç tutulursa yapısında kas bulunmayan ve elastik yapıda olan Akciğerler, kendini saran zarlar arasındaki bu vakum etkisi yapan negatif basınç sayesinde yanlara ve aşağıya doğru genişleyerek, içerisine 760 mmHg atmosferik basınçtaki dış ortam havasını alır. Üst solunum yollarından alt solunum yollarına doğru hızla ilerleyen havanın yolculuğu, gaz değişiminin yapılacağı ve sayıları milyonlarca olan hava keseciklerinde yani alveollerde son bulur. Metabolizma sonucu açığa çıkan ve Kırmızı Kürelerdeki Hemoglobine bağlanan Karbondioksitin yolculuğu, dokular arasındaki kılcal toplardamardan başlayıp alveollerin etrafındaki kılcal atardamarda son bulur. İşte karbondioksitten zengin kan ile oksijenden zengin hava burada karşılaşırlar ve Pasif difüzyon kurallarına göre bu ince ve nemli zarlar üzerinden taraflar elinde çok olanı verir az olanı alır. Böylece kırmızı kürelerdeki Hemoglobine bağlanan Oksijenin yolculuğu, bu defa alveol etrafındaki kılcal toplardamarlardan başlayıp dokular arasındaki kılcal atardamarlarda son bulur. Bunu bizim nefes alıp vermemizin öyküsü olarak kabul ediniz. Akciğerler içerisindeki havanın basıncı nefes alırken 759 mmHg’ye düşerken, nefes verirken ise 761 mmHg’ye kadar yükselir. Nefes alma sırasında karın ön duvarı kaslarının gevşemesinin nedeni, bu esnada diyafram kasının aşağı doğru kasılıp karın içi basıncını artırmasının, karın içi organları üzerindeki etkilerini nötralize etmektir. Kılcal atardamarlardaki kan bütün oksijenini dokulara vermez. Bunun içindir ki verdiğimiz nefesteki havada % 16 Oksijen (O2), %5 Karbondioksit ve yine %79 Azot gazı (NO2) bulunur ve bu düzeydeki Oksijen suni solunum için yeterli olacaktır.

Suda Boğulma

Suda boğulmanın başlıca iki türü vardır
1) Kuru boğulma: Suda boğulmaların % 20 kadarında akciğerlerde çok az sıvı bulunur. Bu kişilerde ani gırtlak spazmı nedeniyle gırtlak tamamen kapanır ve akciğerlere sıvı girmesi mümkün olmaz. Bu kişiler oksijensizlik nedeniyle kaybedilir.

2) Su yutarak boğulma: Suda boğulmaların % 80’inde akciğerlerde az miktarda veya onları tamamen dolduracak kadar çok su bulunabilir. Bu kişilerde yutulan suyun miktarı kadar cinsinin de büyük önemi vardır.

Tatlı suda boğumla tehlikesi geçirenlerde, akciğer hava keseciklerinin yüzey gerilimi azalır ve bunlar tamamen kapanırlar. Akciğerlere gelen kan temizlenmeden tekrar dolaşıma katılmış olur ki, bu da kanın oksijen basıncını düşürür. Akciğer hava keseciklerindeki tatlı su, yoğunluğu düşük olduğu için damarlar tarafından emilir ve böylece de damarlarda dolaşan kanın hacmi artar. Bu ise kalbin yetersizliğe düşmesine yol açar. Ayrıca, kana karışan tatlı su, alyuvarların şişip yırtılmalarına neden olur, dokulara oksijen taşınması daha da bozulur.

Tuzlu suda boğulma tehlikesi yaşayanlarda ise, sıvının sodyum klorür miktarı fazla olduğu için kan sıvısı damarlardan akciğer hava keseciklerine sızmaya başlar. Bu geçiş, kazazade kendine geldikten sonra da devam edebileceğinden tuzlu suda boğulma tehlikesi atlatanların en az 48 saat gözlem altında bulundurulmaları gerekir.

Akciğerlere giren suyun içinde bulunan tanecik ve mikropların da büyük önemi vardır. Sudaki çeşitli tanecikler, yosun parçacıkları küçük bronşları tıkayarak akciğer havalanmasının daha çok bozulmasına katkıda bulunabilirler. Mikroplar ise, kişi boğulmaktan kurtarılmış olsa bile ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olurlar.

Suyun ısısı
Akciğerlere giren sıvının ısısının da önemi büyüktür. Soğuk suda boğulma söz konusu ise, damarlar aniden yaygın olarak daralırlar. Damar direnci ve kan basıncı artar. Kalp bu basınç artışını karşılayacak güçte değilse, kişi, ani kalp yetersizliğinden kaybedilebilir.

1. Yüzme İle İlgili Kazalar

Boğulma, suya battıktan sonra nefessiz kalarak ölümü tanımlar;

Hemen hemen boğulma ise, suda kaldıktan sonra en azından bir süre hayatta kalmayı ifade eder.

Tatlı su ve tuzlu sudaki boğulma mekanizmaları farklıdır. Suda boğulmaların çoğunda anlamlı miktarda su akciğerlere girmektedir. Bazen az miktarda tatlı veya tuzlu suyun larenkse kaçması ile irritasyon sonucu larenkste spazm yaparak soluk borusuna su girişini engeller;Akciğerlere hava da giremeyeceğinden dolayı hipoksi gelişecek , spazm ortadan kalkacak ve klasik boğulma gerçekleşecektir. Ancak çok erken dönemde bu hastalar daha şanslı olabilir. Tatlı su alveollerden hemen emilerek kana geçer ve kanı sulandırarak, hem kan elektrolitlerini dilüe eder hem de kırmızı kürelerin suyla şişerek parçalanmasına neden olur. Bunların sonucu Oksijen-Karbondioksit değişimi yapılamaz. Alveollere vücut sıvılarına yoğunluğu daha fazla olan tuzlu su dolarsa, vücut suyunun alveollere geçmesine neden olur ve akciğer ödemi dediğimiz tablo gelişir. Sonuç yine aynı yani Oksijen- Karbondioksit değişiminin yapılamamasıdır. Boğulma mekanizmalarının farklılığına rağmen sonuçlar ve yaklaşımlar ortaktır. Yani Suni solunum-Suni solunum- Suni solunum...Hem de hiç zaman kaybetmeden!...

Suda Boğulma, aslında bir dizi kısır döngüler zinciridir ki bu zincirin en önemli halkası Paniğe kapılmaktır. Sudaki kişiye kontrolünü kaybettiren bu olayın arkasında su yutma, halsizlik, kramp, akıntılarla baş edememe, yaralanmalar, soğuk, yosunlara takılma, oryantasyon kaybı ve azot narkozu gibi nedenler yatar. İnsanoğlunun yaşamını tehdit eden olaylara karşı tepkisi değişkenlikler göstermekle birlikte, Oksijen ve karbondioksit gibi metabolizmanın vazgeçilmez unsurları tehlikeye girdiği zaman gösterdiği tepki ise çoğunlukla ortaktır. Belki de metabolizmanın bu iki önemli parçası olan O2- CO2 değişiminin yapılamayışına karşı ta hücre düzeyinden verilen hızlı bir mesaj olabilir. Paniğe kapılıp kontrolünü kaybeden kurbanda yetersiz solunum, karbondioksit birikmesi ve Oksijen yetersizliği gelişir. Bundan sonra çaresizlik içerisinde suyun dibine dalış evresi başlar ki kurtarıcılar için en önemli evredir. Bu durumdaki kurban artık çaresizdir ve müdahaleye karşı koyamaz. Son evre sonsuzluğa doğru gidişin başladığı kalp durması ve ölüm evresidir. Boğulma veya Hemen Boğulma Olayı, ister tatlı suyla ister tuzlu suyla olsun ve de ne kadar zaman geçerse geçsin acil yaklaşımlar ortaktır. Çünkü her iki durumun da ortak olan noktası alveollerin suyla dolarak, Oksijen-karbondioksit değişim mekanizmasının bloke olmasıdır. Suda boğulmalarda uygulanan ilkyardımın temel amacı ise metabolizmanın aksayan bu kısmını telafi etmektir. Bunun için mümkünse daha kazazede su içerisindeyken suni solunum başlatılmalı ve en kısa sürede kazazede en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Hasta için zamanın kritik olduğunu hiçbir zaman unutmayınız. Sağlık kuruluşuna cansız bir bedeni götürmek istemiyorsanız, bu kritik zamanı bilinçli bir ilkyardımla değerlendiriniz.

Bulunduğunuz yerlerin güvenlik önlemlerini mutlaka kontrol ediniz ve güvenlik araçlarının nasıl kullanılacağını öğreniniz. Olası acil durumlar için deneyimli kişilerle beraber bir kurtarma planı yapmak doğru bir davranış olacaktır.

Boğulmalarda omurga ve omurilik zedelenmeleri sık görülür. Özellikle yüksekten suya dalış kazası sonucunda meydana gelen boğulmalarda kazazedede bilinç kaybı varsa veya bilinç açık olmasına rağmen kol ve bacaklarda kuvvet kaybı, felç veya uyuşukluk varsa omurga-omurilik zedelenmesi akla gelmelidir. Boyun bölgesi, omurgamızın en bölümü olup,travmalar açısından da en riskli bölgeyi oluşturur.

Omurga-omurilik yaralanması düşünülen boğulmalarda, kazazede daha su içerisinden boyun ve diğer omurga bölümleri tespit edilmelidir. Omurga-omurilik travmalı kazazedelerde boyun ve gövde aynı anda blok halinde çevrilmelidir. Bunun için en az iki kurtarıcı gerekir. Kazazedeye boyunluk takılmalı ve omurga tahtasına bağlanılmalıdır. Bundan sonra kazazedeyi sırtüstü konuma getirip, daha su içerisindeyken suni solunuma hemen başlanılmalıdır. Kalp masajını ise su dışında yapmak daha etkili olacaktır.

Boğulma olaylarında Hipotermi Faktörü ve Dalma Refleksi Faktörlerini unutmamak gerekir. Isısı 21 Santigrad dereceden daha düşük olan sularda meydana gelen boğulmalarda, metabolizma hızının yavaşlaması, dokuların oksijene olan ihtiyacı azaltarak, bir süre için dokuların korunmasını sağlayacaktır. Hipotermide 25-30 dakika kaldıktan sonra hayata döndürülen hastalar bildirilmiştir.

Dalma refleksi ise, çok soğuk suya atlayanlarda veya dalış yapanlarda, vagal sinirin aniden uyarımına bağlı olarak kalp hızı yavaşlar ve hatta kalp durabilir. Bunun doğal sonucu metabolizma hızının düşmesidir. Bu durumda da oksijene gereksinim azaldığından, kazazede bir süre korunacaktır. Şunu unutmamak gerekir ki insan vücudundaki koruyucu mekanizmalar, belli sınırlar aşıldığında zararlı hale dönüşebilir.

2. Dalış Sorunları

Suyla ilgili tehlikeleri ele almadan önce dalışla ilgili sporları biraz açıklayalım;
Bu sporları iki ana grupta ele alabiliriz:
1.SCUBA (Self-Contained Underwater Breathing Apparatus) olarak bilinen, su altında solunumu sağlayabilen cihazlarla yapılan dalışlar.
2.Cihazsız olarak , su altında nefes tutabilme yeteneğini arttırmaya yönelik olarak yapılan dalışlar

Burada, yüksekten atlayarak suya dalma ile dalış sporlarının tamamen ayrı şeyler olduğunu iyi bilmek gerekir.

Scuba Dalışlarında Karşılaşılan Sorunlar
Scuba ile yapılan dalışlarda, sporcunun karşılaşabileceği iki problem Hava embolisi ve Dekompresyon hastalığıdır.

Dalış sorunlarını dalış evrelerine göre sınıflayıp ele almak, daha doğru bir yaklaşım olacaktır;

İniş Sorunları
Suyun derinlerine doğru inildikçe, vücut üzerindeki basınç artar. Basınç artışından özellikle etkilenen bölgeler akciğerler,sinüsler, orta kulak ve dalış maskesi altındaki yüz bölümüdür. Bu basınç artışı nedeniyle oluşan ağrılar, dalgıcı suyun yüzeyine dönmeye zorlar. Suyun yüzeyine ulaşıldığında ağrılar geçtiği için sorun çözülmüş olur. Eğer ağrılar devam ederse hastaneye gitmek gerekir.

Kulak zarı, daha önceden geçirilmiş orta kulak enfeksiyonlarına bağlı olarak delinmiş olan sporcularda basınç artışı etkileri dalış esnasında meydana gelirse, derinlerdeki soğuk su orta kulağa geçerek, iç kulakta bulunan denge ve yön sinirlerini etkiler. Denge ve yön duyularını kaybeden dalgıç, aniden suyun yüzeyine çıkar ve bu defa çıkışla ilgili sorunlar gelişebilir.

Dipte Gelişen Sorunlar
En az görülen dalış sorunlarını oluştururlar ve çoğunlukla Scuba dediğimiz dalış malzemesindeki yanlış bağlantılara bağlıdır. Böylece dalgıcın soluduğu havada yetersiz Oksijen-Karbondioksit karışımı bulunur veya Karbondioksit yerine zehirli Karbonmonoksit gazı vardır. Bu durumda Oksijen –Karbondioksit değişimi yapılamayacağı için metabolizma tehlikeye girecektir. Dalgıç su altında su ile değil, kendine yeterli solunumu sağlaması gereken cihazın yetersizliği nedeniyle boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Çıkış Sorunları
Dalış sorunlarının en büyük ve en önemli bölümünü oluştururlar. Suyun dibinden yüzeye doğru ani çıkışlar, bu sorunların ana kaynağıdır. Çıkışla ilgili ana sorunlar Hava embolisi ve Dekompresyon hastalığıdır.

Hava Embolisi
1. Scuba dalışlarında en sık görülen, en tehlikeli ve en az tanınan acil durumdur. Hava embolisi gelişiminde Suyun derinliği çok önemli değildir. Burada sorunu başlatan şey, dalgıcın su yüzeyine çıkarken nefesini tutmasıdır. Bu durumda akciğer alveolleri içerisindeki hava basıncı sabit kalırken, göğüs duvarı üzerindeki basınç hızlı bir şekilde azalır. Akciğerler alveolleri ile göğüs duvarı arasında aniden gelişen bu basınç farkının etkisiyle alveoller içerisindeki hava, alveolleri yırtılacak şekilde hızla genişler. Açığa çıkan hava, göğüs boşluğu içerisinde geçtiği bölgeye göre zararlanma ve belirtiler yapar. Akciğer zarları arasına geçerse akciğerleri sıkıştırarak havalanma kapasitesini aniden düşürür. Alveollerin yırtılmasıyla kapalı göğüs boşluğuna geçen hava, kalp ve büyük damarların bulunduğu göğüs orta bölümündeki Mediyasten olarak bilinen boşluğa geçerse, basınç etkisiyle yine solunum güçlüğü yapacaktır. Daha da dramatik sonuçlar ortaya çıkaranı ise yırtılan alveolerden açığa çıkan havanın, alveolleri saran kan damarlarına geçerek sistemik dolaşıma katılmasıdır. Kan damarlarındaki bir hava kabarcığı bir tıkaç rolü oynayacak ve hangi organa ait damarı tıkarsa, o organın fonksiyonuyla ilgili aksamalar ortaya çıkacaktır. Beyinin kansızlığa karşı çok hassas olduğunu unutmayacağız... Bu bilgiler ışığında Hava Embolisinin en belirgin işaretlerini inceleyelim
1. Ciltte, ekimoz adını verdiğimiz çürük benzeri mor lekeler
2. Ağız veya burundan sıklıkla köpüklü kan gelmesi
3. Solunum güçlüğü ve/veya Göğüs ağrıları
4. Kaslar,eklemler ve karında şiddetli ağrı
5. Tüm vücutta güçsüzlük veya sadece kol ve bacaklarda güçsüzlük,uyuşukluk ve karıncalanma
6. Baş dönmesi,bulantı,kusma
7. Duyu bozuklukları görülebilir ki en yaygın olanı görmenin bulanıklaşmasıdır
8. Konuşma bozukluğu
9. Epilepsi, felçlik geçirme veya koma hali.
Hava embolisine ait belirtilerin en az yarısının beynimizle ilgili olduğu çok açık olarak görülebiliyor.

3.Suyla İlgili Diğer Tehlikeler

Soğuk suya sportif nedenlerle veya kaza sonucu düşen kişilerde, hipotermi dediğimiz vücut ısısının düşmesi,boğulmayı kolaylaştırır. Bu durumda kazazede hem boğulma hem de donma olayı ile karşı karşıyadır. Bu kazazedelerin ısı kaybetmemesi oldukça önem taşır.

Tekne, sürat motoru ve Jetski gibi su araçlarının yüzücülere çarpması ciddi travmalara ve kanamalara yol açabilir. Bu durumda kazazedenin karşılaştığı travma, hem kafa-omurga-omurilik yaralanmasına neden olarak direkt hem de boğulmayı kolaylaştırıcı özelliğinden dolayı indirekt ölüm nedeni olabilir

Aman!.. Dikkat!.. Ülkemiz için bunlardan çok daha sık görülen ve çok daha öldürücü olan iki olayla sıkça karşılaşmaktayız; Bunlardan birisi evlerinin yakınındaki derin su birikintilerine çocukların düşmesi, boğulması ve yanlarında onları kurtarabilecek birilerinin bile olmaması en dramatik yönüdür.

Bir başka üzücü boğulma olayı da trafik canavarının dramatik oyunlarından biri olan araçla denize, göle veya nehirlere uçmalardır ki sonuç çoğunlukla hazindir. Olay, araç sürücünün çeşitli nedenlerle araç kontrolünü kaybetmesi ile başlar, suyun altına gömülmeye beraber ciddi bir panik hali, travma sonucu bilinç kaybı, araçtakilerin kalabalık olması, alkollü olmaları, acil durum deneyimsizleri, iyi yüzme bilip-bilmemeleri ve çoğunlukla kaza sonrası erken dönemde kendi kaderleriyle baş başa kalmaları gibi çoğu olumsuz birçok durumla karşı karşıya kalınmaktadır. Derinlerdeki yüksek basınç etkisiyle çoğunlukla aracın kapısı açılamaz,pencereler açılsa da dışarıdan içeriye doğru basınçlı su dolacağından, pencereden dışarıya çıkmak imkansız olabilir. Suyun dibine inildikçe olumsuzluklar hızla artar. Sonuçta çoğunlukla daha hiç bir şey yapılamadan araçtakiler, kabine su dolması sonucu boğularak ölürler. Bu çok özel durum için bazı şeyler yapılabilir.
1. Araçla beraber suyun dibindeyken , dışarıdaki suyun basıncı kapıların açılmasını engeller. Aracın pencereleri sağlamsa, hemen varsa açık olan pencerelerinizi kapatınız. Acil çıkış şekline karar verip, pencerelerinizi açarak kabin içerisine su dolmasını sağlayınız. Kısa sürede iç ve dış basınç eşitleneceği için kapılar kolayca açılacaktır ve hızlıca suyun yüzeyine çıkmaya çalışınız. Bunun için araçta bulunan herkesin iyi yüzme biliyor olması, bilinçlerinin açık olması ve aracın kapılarının sıkışmamış olması şarttır.
2. Aracınızın camları kırılmışsa içeriye hızla su dolacağı için plan yapma süreniz çok kısadır. Hızlıca aracı terketmek gerekir.
3. En zor olanı da araçta travmaya uğramış birilerinin bulunmasıdır ki hem kendinizi hem de yaralıları kurtarmak zorunda kalabilirsiniz.

Bu gibi durumlarda önceden kazanılmış deneyimler ve olağanüstü koşullara hazırlıklı olmak, çok daha iyi sonuç verebilir. Alınabilecek bazı önlemler
1. Sahil şeritlerinde hız yapmayınız ve sahil şeritlerindeki teknik hataları ilgililere mutlaka bildiriniz.
2. Araçlarınıza fazla yolcu almayınız ve mutlaka emniyet kemeri takınız.
3. Aracınızın yolcu kabininde 5 büyük ve 2 küçük boy can simidi bulundurmanız iyi bir önlem olabilir. Unutmayınız ki kazaları önlemenin maliyeti daha azdır.

 
ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım

EMC Özel Sağlık Hizmetleri Kasap Sok. Altınay İş Merkezi No:10 Kat:4 Esentepe İstanbul Tel: 444 1 362

ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım
 
 

 

 
ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım ambulans ambulance acil yardım

Tasarım - Indexmedya

 
   
© 2007 EMCARE AMBULANS İSTANBUL Bu sitenin tüm hakları EMCARE HAVA AMBULANS UÇAK AMBULANSI HELİKOPTER İSTANBUL'a aittir. Site yazılım ve içeriğindeki tüm materyaller, yazı, makale, görüntü, belge, fotoğraf, resim, ses, işaret, rapor vesair tüm fikir ürünleri Fikir Ve Sanat Eserleri Kanun ve ilgili mevzuat tarafından korunmakta olup EMCARE AMBULANS'ın yazılı izni olmaksızın site içeriğindeki hiçbir malzeme kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz, başka bir bilgisayara yüklenemez, postalanamaz, iletilemez ya da dağıtılamaz.  
   
© 2007 EMCARE AMBULANCE ISTANBUL. All rights to this website belong to EMCARE AMBULANCE ISTANBUL . All material, texts, articles, visuals, documents, photographs, images, sounds, marks, reports and all other elements of intellectual property in the website are protected by the Law on Intellectual and Artistic Works and relevant legislation. No material in the website may be copied, duplicated, republished, downloaded to another computer, posted, communicated or distributed without the written permission of EMCARE AMBULANCE .