Gırtlak veya diğer adıyla larenksin üst bölümündeki
boğaz,ağız ve burunu içeren kısım üst solunum
yollarını; larenks, trakea olarak da bilinen ana
soluk borusu, sağ ve sol ana bronşlar, bronşiyol
olarak adlandırılan daha ince hava yolları ve alveol
olarak bilinen, gaz değişiminin yapıldığı hava
keseciklerinden ibaret kısmı ise alt solunum
yollarını oluşturur. Her iki akciğerde toplam olarak
ortalama 700 milyon alveol bulunur ki bu alveollerin
toplam yüzeyi ile bir basketbol sahasının dörtte
biri kaplanabilir. Soluk verme sırasında
birbirlerine yaklaşan nemli alveollerin yapışmasını,
iç yüzeylerinde bulunan ve sürfaktan adı verilen
madde engeller. Göğüs boşluğunun dış ortamla teması
sadece trakea ile sağlanır. Yani Akciğerin bulunduğu
göğüs boşluğunda hava yoktur,vakum vardır.
 |
 |
Dakika
solunum sayımız 12-15 arasında değişir;kalp atım
sayımız ise bunun yaklaşık 5 katı kadar olup,
dakikada 60-75 arasındadır. Normal olarak
soluduğumuz havanın deniz seviyesindeki basıncı 760
mmHg (milimetre-civa) olup; %79’unu Azot gazı (NO2),
%21’ini Oksijen gazı (02) ve %1’ini ise başta
Kükürtdioksit (SO2) olmak üzere diğer eser
miktardaki gazlar oluşturur.
Soluk alıp-verme eylemimiz kısmen istemlidir. Soluk
alıp-verme eylemimizi kısa bir süre için
durdurabilir, derinliğini ve hızını artırabilir veya
azaltabiliriz. Tabii ki solunumunuzu sonsuza dek
durduramazsınız. Yarı otomatik olarak çalışan bu
sisteminin kontrolünü, beyin sapının oldukça
korunaklı bir bölgesinde bulunan Solunum Merkezi
yapar. Atardamar kanındaki karbondioksit düzeyi
solunum merkezinin esas uyaranıdır; Karbondioksit
düzeyinin çok az artışı bile solunum hızını
artırırken, karbondioksit düzeyinin azalışı ise
solunum hızını yavaşlatır. Bunun içindir ki kafa
travmalı hastalara, gerekmedikçe çok yüksek
düzeylerde Oksijen vermemek gerekir. Profesyonel
dalgıçların, suya dalmadan önce sık sık soluk alıp
vererek kan karbondioksit düşürüp solunum merkezini
kısmen yanıltarak, enstrüman kullanmaksızın su
altında uzun bir süre kalabilmeleri de,
karbondioksitin solunum regülasyonundaki önemini
gösteren bir başka örnektir. Solunum merkezinin
solunum regülasyonunu her bir solunumda bile
değiştirebildiğini ve bu regülasyonda atardamar
kanındaki Oksijen düzeyinin de önemli bir etken
olduğu unutulmamalıdır.
Vücudumuzun bütün hücreleri temel enerji kaynağı
olan Glukozu, Oksijenle beraber yakarak, Enerji,
Karbondioksit ve Su açığa çıkarırlar
Glukoz + Oksijen--- Enerji + Karbondioksit + Su
Yukarıdaki formülle ifade etmeye çalıştığımız
döngüye Metabolizma veya kısaca Yaşam Formülü
denilebilir. Yukarıdaki denklemin bozulması yaşamla
bağdaşmaz. Metabolizma sonucu açığa çıkan
Karbondioksitin, hızlıca vücuttan uzaklaştırılıp,
enerji elde edebilmek için Oksijenin hızlıca
dokulara taşınması gerekir. İşte kanın şekilli
elemanlarının çoğunluğunu oluşturan, Kırmızı Küre
veya Eritrosit olarak adlandırılan ve disk şekilli,
iki tarafı da içbükey olan kan hücreleri üzerindeki
hemoglobin, bu işlemler için biçilmiş kaftandır.
Tabii ki hemoglobinin kanımıza ve bayrağımıza
kırmızı rengini vermek dışındaki en önemli görevi
budur. Hemoglobinin Kandaki Karbondioksit düzeyi
artınca veya Oksijen düzeyi düşünce, solunum
merkezimizden verilen direktifle diyafram kası ve
göğüs kafesimizdeki diğer esas ve yardımcı solunum
kasları kasılarak, göğüs kafesimizde yaklaşık –6
mmHg’lik negatif basınç oluşturur. İçerisindeki
bronşlar ve damarlar hariç tutulursa yapısında kas
bulunmayan ve elastik yapıda olan Akciğerler,
kendini saran zarlar arasındaki bu vakum etkisi
yapan negatif basınç sayesinde yanlara ve aşağıya
doğru genişleyerek, içerisine 760 mmHg atmosferik
basınçtaki dış ortam havasını alır. Üst solunum
yollarından alt solunum yollarına doğru hızla
ilerleyen havanın yolculuğu, gaz değişiminin
yapılacağı ve sayıları milyonlarca olan hava
keseciklerinde yani alveollerde son bulur.
Metabolizma sonucu açığa çıkan ve Kırmızı
Kürelerdeki Hemoglobine bağlanan Karbondioksitin
yolculuğu, dokular arasındaki kılcal toplardamardan
başlayıp alveollerin etrafındaki kılcal atardamarda
son bulur. İşte karbondioksitten zengin kan ile
oksijenden zengin hava burada karşılaşırlar ve Pasif
difüzyon kurallarına göre bu ince ve nemli zarlar
üzerinden taraflar elinde çok olanı verir az olanı
alır. Böylece kırmızı kürelerdeki Hemoglobine
bağlanan Oksijenin yolculuğu, bu defa alveol
etrafındaki kılcal toplardamarlardan başlayıp
dokular arasındaki kılcal atardamarlarda son bulur.
Bunu bizim nefes alıp vermemizin öyküsü olarak kabul
ediniz. Akciğerler içerisindeki havanın basıncı
nefes alırken 759 mmHg’ye düşerken, nefes verirken
ise 761 mmHg’ye kadar yükselir. Nefes alma sırasında
karın ön duvarı kaslarının gevşemesinin nedeni, bu
esnada diyafram kasının aşağı doğru kasılıp karın
içi basıncını artırmasının, karın içi organları
üzerindeki etkilerini nötralize etmektir. Kılcal
atardamarlardaki kan bütün oksijenini dokulara
vermez. Bunun içindir ki verdiğimiz nefesteki havada
% 16 Oksijen (O2), %5 Karbondioksit ve yine %79 Azot
gazı (NO2) bulunur ve bu düzeydeki Oksijen suni
solunum için yeterli olacaktır.
 |
 |
Suda Boğulma
Suda boğulmanın başlıca iki türü vardır
1) Kuru boğulma: Suda boğulmaların % 20 kadarında
akciğerlerde çok az sıvı bulunur. Bu kişilerde ani
gırtlak spazmı nedeniyle gırtlak tamamen kapanır ve
akciğerlere sıvı girmesi mümkün olmaz. Bu kişiler
oksijensizlik nedeniyle kaybedilir.
2) Su yutarak boğulma: Suda boğulmaların % 80’inde
akciğerlerde az miktarda veya onları tamamen
dolduracak kadar çok su bulunabilir. Bu kişilerde
yutulan suyun miktarı kadar cinsinin de büyük önemi
vardır.
Tatlı suda boğumla tehlikesi geçirenlerde, akciğer
hava keseciklerinin yüzey gerilimi azalır ve bunlar
tamamen kapanırlar. Akciğerlere gelen kan
temizlenmeden tekrar dolaşıma katılmış olur ki, bu
da kanın oksijen basıncını düşürür. Akciğer hava
keseciklerindeki tatlı su, yoğunluğu düşük olduğu
için damarlar tarafından emilir ve böylece de
damarlarda dolaşan kanın hacmi artar. Bu ise kalbin
yetersizliğe düşmesine yol açar. Ayrıca, kana
karışan tatlı su, alyuvarların şişip yırtılmalarına
neden olur, dokulara oksijen taşınması daha da
bozulur.
Tuzlu suda boğulma tehlikesi yaşayanlarda ise,
sıvının sodyum klorür miktarı fazla olduğu için kan
sıvısı damarlardan akciğer hava keseciklerine
sızmaya başlar. Bu geçiş, kazazade kendine geldikten
sonra da devam edebileceğinden tuzlu suda boğulma
tehlikesi atlatanların en az 48 saat gözlem altında
bulundurulmaları gerekir.
Akciğerlere giren suyun içinde bulunan tanecik ve
mikropların da büyük önemi vardır. Sudaki çeşitli
tanecikler, yosun parçacıkları küçük bronşları
tıkayarak akciğer havalanmasının daha çok
bozulmasına katkıda bulunabilirler. Mikroplar ise,
kişi boğulmaktan kurtarılmış olsa bile ciddi akciğer
enfeksiyonlarına neden olurlar.
Suyun ısısı
Akciğerlere giren sıvının ısısının da önemi
büyüktür. Soğuk suda boğulma söz konusu ise,
damarlar aniden yaygın olarak daralırlar. Damar
direnci ve kan basıncı artar. Kalp bu basınç
artışını karşılayacak güçte değilse, kişi, ani kalp
yetersizliğinden kaybedilebilir.
1.
Yüzme İle İlgili Kazalar
Boğulma, suya battıktan sonra nefessiz kalarak ölümü
tanımlar;
Hemen hemen boğulma ise, suda kaldıktan sonra en
azından bir süre hayatta kalmayı ifade eder.
Tatlı su ve tuzlu sudaki boğulma mekanizmaları
farklıdır. Suda boğulmaların çoğunda anlamlı
miktarda su akciğerlere girmektedir. Bazen az
miktarda tatlı veya tuzlu suyun larenkse kaçması ile
irritasyon sonucu larenkste spazm yaparak soluk
borusuna su girişini engeller;Akciğerlere hava da
giremeyeceğinden dolayı hipoksi gelişecek , spazm
ortadan kalkacak ve klasik boğulma gerçekleşecektir.
Ancak çok erken dönemde bu hastalar daha şanslı
olabilir. Tatlı su alveollerden hemen emilerek kana
geçer ve kanı sulandırarak, hem kan elektrolitlerini
dilüe eder hem de kırmızı kürelerin suyla şişerek
parçalanmasına neden olur. Bunların sonucu
Oksijen-Karbondioksit değişimi yapılamaz. Alveollere
vücut sıvılarına yoğunluğu daha fazla olan tuzlu su
dolarsa, vücut suyunun alveollere geçmesine neden
olur ve akciğer ödemi dediğimiz tablo gelişir. Sonuç
yine aynı yani Oksijen- Karbondioksit değişiminin
yapılamamasıdır. Boğulma mekanizmalarının
farklılığına rağmen sonuçlar ve yaklaşımlar
ortaktır. Yani Suni solunum-Suni solunum- Suni
solunum...Hem de hiç zaman kaybetmeden!...
Suda Boğulma, aslında bir dizi kısır döngüler
zinciridir ki bu zincirin en önemli halkası Paniğe
kapılmaktır. Sudaki kişiye kontrolünü kaybettiren bu
olayın arkasında su yutma, halsizlik, kramp,
akıntılarla baş edememe, yaralanmalar, soğuk,
yosunlara takılma, oryantasyon kaybı ve azot narkozu
gibi nedenler yatar. İnsanoğlunun yaşamını tehdit
eden olaylara karşı tepkisi değişkenlikler
göstermekle birlikte, Oksijen ve karbondioksit gibi
metabolizmanın vazgeçilmez unsurları tehlikeye
girdiği zaman gösterdiği tepki ise çoğunlukla
ortaktır. Belki de metabolizmanın bu iki önemli
parçası olan O2- CO2 değişiminin yapılamayışına
karşı ta hücre düzeyinden verilen hızlı bir mesaj
olabilir. Paniğe kapılıp kontrolünü kaybeden
kurbanda yetersiz solunum, karbondioksit birikmesi
ve Oksijen yetersizliği gelişir. Bundan sonra
çaresizlik içerisinde suyun dibine dalış evresi
başlar ki kurtarıcılar için en önemli evredir. Bu
durumdaki kurban artık çaresizdir ve müdahaleye
karşı koyamaz. Son evre sonsuzluğa doğru gidişin
başladığı kalp durması ve ölüm evresidir. Boğulma
veya Hemen Boğulma Olayı, ister tatlı suyla ister
tuzlu suyla olsun ve de ne kadar zaman geçerse
geçsin acil yaklaşımlar ortaktır. Çünkü her iki
durumun da ortak olan noktası alveollerin suyla
dolarak, Oksijen-karbondioksit değişim
mekanizmasının bloke olmasıdır. Suda boğulmalarda
uygulanan ilkyardımın temel amacı ise metabolizmanın
aksayan bu kısmını telafi etmektir. Bunun için
mümkünse daha kazazede su içerisindeyken suni
solunum başlatılmalı ve en kısa sürede kazazede en
yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Hasta için
zamanın kritik olduğunu hiçbir zaman unutmayınız.
Sağlık kuruluşuna cansız bir bedeni götürmek
istemiyorsanız, bu kritik zamanı bilinçli bir
ilkyardımla değerlendiriniz.
Bulunduğunuz yerlerin güvenlik önlemlerini mutlaka
kontrol ediniz ve güvenlik araçlarının nasıl
kullanılacağını öğreniniz. Olası acil durumlar için
deneyimli kişilerle beraber bir kurtarma planı
yapmak doğru bir davranış olacaktır.
Boğulmalarda omurga ve omurilik zedelenmeleri sık
görülür. Özellikle yüksekten suya dalış kazası
sonucunda meydana gelen boğulmalarda kazazedede
bilinç kaybı varsa veya bilinç açık olmasına rağmen
kol ve bacaklarda kuvvet kaybı, felç veya uyuşukluk
varsa omurga-omurilik zedelenmesi akla gelmelidir.
Boyun bölgesi, omurgamızın en bölümü olup,travmalar
açısından da en riskli bölgeyi oluşturur.
Omurga-omurilik yaralanması düşünülen boğulmalarda,
kazazede daha su içerisinden boyun ve diğer omurga
bölümleri tespit edilmelidir. Omurga-omurilik
travmalı kazazedelerde boyun ve gövde aynı anda blok
halinde çevrilmelidir. Bunun için en az iki
kurtarıcı gerekir. Kazazedeye boyunluk takılmalı ve
omurga tahtasına bağlanılmalıdır. Bundan sonra
kazazedeyi sırtüstü konuma getirip, daha su
içerisindeyken suni solunuma hemen başlanılmalıdır.
Kalp masajını ise su dışında yapmak daha etkili
olacaktır.
Boğulma olaylarında Hipotermi Faktörü ve Dalma
Refleksi Faktörlerini unutmamak gerekir. Isısı 21
Santigrad dereceden daha düşük olan sularda meydana
gelen boğulmalarda, metabolizma hızının yavaşlaması,
dokuların oksijene olan ihtiyacı azaltarak, bir süre
için dokuların korunmasını sağlayacaktır.
Hipotermide 25-30 dakika kaldıktan sonra hayata
döndürülen hastalar bildirilmiştir.
 |
 |
Dalma
refleksi ise, çok soğuk suya atlayanlarda veya dalış
yapanlarda, vagal sinirin aniden uyarımına bağlı
olarak kalp hızı yavaşlar ve hatta kalp durabilir.
Bunun doğal sonucu metabolizma hızının düşmesidir.
Bu durumda da oksijene gereksinim azaldığından,
kazazede bir süre korunacaktır. Şunu unutmamak
gerekir ki insan vücudundaki koruyucu mekanizmalar,
belli sınırlar aşıldığında zararlı hale dönüşebilir.
2.
Dalış Sorunları
Suyla ilgili tehlikeleri ele almadan önce dalışla
ilgili sporları biraz açıklayalım;
Bu sporları iki ana grupta ele alabiliriz:
1.SCUBA (Self-Contained Underwater Breathing
Apparatus) olarak bilinen, su altında solunumu
sağlayabilen cihazlarla yapılan dalışlar.
2.Cihazsız olarak , su altında nefes tutabilme
yeteneğini arttırmaya yönelik olarak yapılan
dalışlar
Burada, yüksekten atlayarak suya dalma ile dalış
sporlarının tamamen ayrı şeyler olduğunu iyi bilmek
gerekir.
Scuba Dalışlarında Karşılaşılan Sorunlar
Scuba ile yapılan dalışlarda, sporcunun
karşılaşabileceği iki problem Hava embolisi ve
Dekompresyon hastalığıdır.
Dalış sorunlarını dalış evrelerine göre sınıflayıp
ele almak, daha doğru bir yaklaşım olacaktır;
İniş Sorunları
Suyun derinlerine doğru inildikçe, vücut üzerindeki
basınç artar. Basınç artışından özellikle etkilenen
bölgeler akciğerler,sinüsler, orta kulak ve dalış
maskesi altındaki yüz bölümüdür. Bu basınç artışı
nedeniyle oluşan ağrılar, dalgıcı suyun yüzeyine
dönmeye zorlar. Suyun yüzeyine ulaşıldığında ağrılar
geçtiği için sorun çözülmüş olur. Eğer ağrılar devam
ederse hastaneye gitmek gerekir.
Kulak zarı, daha önceden geçirilmiş orta kulak
enfeksiyonlarına bağlı olarak delinmiş olan
sporcularda basınç artışı etkileri dalış esnasında
meydana gelirse, derinlerdeki soğuk su orta kulağa
geçerek, iç kulakta bulunan denge ve yön sinirlerini
etkiler. Denge ve yön duyularını kaybeden dalgıç,
aniden suyun yüzeyine çıkar ve bu defa çıkışla
ilgili sorunlar gelişebilir.
Dipte Gelişen Sorunlar
En az görülen dalış sorunlarını oluştururlar ve
çoğunlukla Scuba dediğimiz dalış malzemesindeki
yanlış bağlantılara bağlıdır. Böylece dalgıcın
soluduğu havada yetersiz Oksijen-Karbondioksit
karışımı bulunur veya Karbondioksit yerine zehirli
Karbonmonoksit gazı vardır. Bu durumda Oksijen
–Karbondioksit değişimi yapılamayacağı için
metabolizma tehlikeye girecektir. Dalgıç su altında
su ile değil, kendine yeterli solunumu sağlaması
gereken cihazın yetersizliği nedeniyle boğulma
tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.
Çıkış Sorunları
Dalış sorunlarının en büyük ve en önemli bölümünü
oluştururlar. Suyun dibinden yüzeye doğru ani
çıkışlar, bu sorunların ana kaynağıdır. Çıkışla
ilgili ana sorunlar Hava embolisi ve Dekompresyon
hastalığıdır.
Hava Embolisi
1. Scuba dalışlarında en sık görülen, en tehlikeli
ve en az tanınan acil durumdur. Hava embolisi
gelişiminde Suyun derinliği çok önemli değildir.
Burada sorunu başlatan şey, dalgıcın su yüzeyine
çıkarken nefesini tutmasıdır. Bu durumda akciğer
alveolleri içerisindeki hava basıncı sabit kalırken,
göğüs duvarı üzerindeki basınç hızlı bir şekilde
azalır. Akciğerler alveolleri ile göğüs duvarı
arasında aniden gelişen bu basınç farkının etkisiyle
alveoller içerisindeki hava, alveolleri yırtılacak
şekilde hızla genişler. Açığa çıkan hava, göğüs
boşluğu içerisinde geçtiği bölgeye göre zararlanma
ve belirtiler yapar. Akciğer zarları arasına geçerse
akciğerleri sıkıştırarak havalanma kapasitesini
aniden düşürür. Alveollerin yırtılmasıyla kapalı
göğüs boşluğuna geçen hava, kalp ve büyük damarların
bulunduğu göğüs orta bölümündeki Mediyasten olarak
bilinen boşluğa geçerse, basınç etkisiyle yine
solunum güçlüğü yapacaktır. Daha da dramatik
sonuçlar ortaya çıkaranı ise yırtılan alveolerden
açığa çıkan havanın, alveolleri saran kan
damarlarına geçerek sistemik dolaşıma katılmasıdır.
Kan damarlarındaki bir hava kabarcığı bir tıkaç rolü
oynayacak ve hangi organa ait damarı tıkarsa, o
organın fonksiyonuyla ilgili aksamalar ortaya
çıkacaktır. Beyinin kansızlığa karşı çok hassas
olduğunu unutmayacağız... Bu bilgiler ışığında Hava
Embolisinin en belirgin işaretlerini inceleyelim
1. Ciltte, ekimoz adını verdiğimiz çürük benzeri mor
lekeler
2. Ağız veya burundan sıklıkla köpüklü kan gelmesi
3. Solunum güçlüğü ve/veya Göğüs ağrıları
4. Kaslar,eklemler ve karında şiddetli ağrı
5. Tüm vücutta güçsüzlük veya sadece kol ve
bacaklarda güçsüzlük,uyuşukluk ve karıncalanma
6. Baş dönmesi,bulantı,kusma
7. Duyu bozuklukları görülebilir ki en yaygın olanı
görmenin bulanıklaşmasıdır
8. Konuşma bozukluğu
9. Epilepsi, felçlik geçirme veya koma hali.
Hava embolisine ait belirtilerin en az yarısının
beynimizle ilgili olduğu çok açık olarak
görülebiliyor.
3.Suyla İlgili Diğer Tehlikeler
Soğuk suya sportif nedenlerle veya kaza sonucu düşen
kişilerde, hipotermi dediğimiz vücut ısısının
düşmesi,boğulmayı kolaylaştırır. Bu durumda kazazede
hem boğulma hem de donma olayı ile karşı karşıyadır.
Bu kazazedelerin ısı kaybetmemesi oldukça önem
taşır.
Tekne, sürat motoru ve Jetski gibi su araçlarının
yüzücülere çarpması ciddi travmalara ve kanamalara
yol açabilir. Bu durumda kazazedenin karşılaştığı
travma, hem kafa-omurga-omurilik yaralanmasına neden
olarak direkt hem de boğulmayı kolaylaştırıcı
özelliğinden dolayı indirekt ölüm nedeni olabilir
Aman!.. Dikkat!.. Ülkemiz için bunlardan çok daha
sık görülen ve çok daha öldürücü olan iki olayla
sıkça karşılaşmaktayız; Bunlardan birisi evlerinin
yakınındaki derin su birikintilerine çocukların
düşmesi, boğulması ve yanlarında onları
kurtarabilecek birilerinin bile olmaması en dramatik
yönüdür.
Bir başka üzücü boğulma olayı da trafik canavarının
dramatik oyunlarından biri olan araçla denize, göle
veya nehirlere uçmalardır ki sonuç çoğunlukla
hazindir. Olay, araç sürücünün çeşitli nedenlerle
araç kontrolünü kaybetmesi ile başlar, suyun altına
gömülmeye beraber ciddi bir panik hali, travma
sonucu bilinç kaybı, araçtakilerin kalabalık olması,
alkollü olmaları, acil durum deneyimsizleri, iyi
yüzme bilip-bilmemeleri ve çoğunlukla kaza sonrası
erken dönemde kendi kaderleriyle baş başa kalmaları
gibi çoğu olumsuz birçok durumla karşı karşıya
kalınmaktadır. Derinlerdeki yüksek basınç etkisiyle
çoğunlukla aracın kapısı açılamaz,pencereler açılsa
da dışarıdan içeriye doğru basınçlı su dolacağından,
pencereden dışarıya çıkmak imkansız olabilir. Suyun
dibine inildikçe olumsuzluklar hızla artar. Sonuçta
çoğunlukla daha hiç bir şey yapılamadan araçtakiler,
kabine su dolması sonucu boğularak ölürler. Bu çok
özel durum için bazı şeyler yapılabilir.
1. Araçla beraber suyun dibindeyken , dışarıdaki
suyun basıncı kapıların açılmasını engeller. Aracın
pencereleri sağlamsa, hemen varsa açık olan
pencerelerinizi kapatınız. Acil çıkış şekline karar
verip, pencerelerinizi açarak kabin içerisine su
dolmasını sağlayınız. Kısa sürede iç ve dış basınç
eşitleneceği için kapılar kolayca açılacaktır ve
hızlıca suyun yüzeyine çıkmaya çalışınız. Bunun için
araçta bulunan herkesin iyi yüzme biliyor olması,
bilinçlerinin açık olması ve aracın kapılarının
sıkışmamış olması şarttır.
2. Aracınızın camları kırılmışsa içeriye hızla su
dolacağı için plan yapma süreniz çok kısadır.
Hızlıca aracı terketmek gerekir.
3. En zor olanı da araçta travmaya uğramış
birilerinin bulunmasıdır ki hem kendinizi hem de
yaralıları kurtarmak zorunda kalabilirsiniz.
Bu gibi durumlarda önceden kazanılmış deneyimler ve
olağanüstü koşullara hazırlıklı olmak, çok daha iyi
sonuç verebilir. Alınabilecek bazı önlemler
1. Sahil şeritlerinde hız yapmayınız ve sahil
şeritlerindeki teknik hataları ilgililere mutlaka
bildiriniz.
2. Araçlarınıza fazla yolcu almayınız ve mutlaka
emniyet kemeri takınız.
3. Aracınızın yolcu kabininde 5 büyük ve 2 küçük boy
can simidi bulundurmanız iyi bir önlem olabilir.
Unutmayınız ki kazaları önlemenin maliyeti daha
azdır.
 |
 |